Modifiye
Ana Sayfa >> Modifiye
Chip modifiye motora zarar verir mi?
Profesyonel bir kişi tarafından uygulandığı sürece, chip modifiye kesinlikle
motorunuza zarar vermez. Bilgi sahibi olmayan kişilerin uygulaması zararlı
olabilir.
Aracın fabrika çıkışı garantisinde bir değişim oluyor mu?
Çoğu markada chip modifiye, aracın fabrika çıkışı garantisini, dışarıdan
farkedilemediği için etkilemez. Bazı otomobil üreticisi firmalar kendileri
dahi chip modifiye hizmet sunmaktadırlar.
Chip modifiye'nin aracıma uygulanması ne kadar sürer?
Chip tuning uygulamasının aracınıza adapte edilmesi ortalama 3 saat
sürmektedir.
Chip tuning ve Box modifiye arasındaki farklar nelerdir?
Box, aracın kablolamasına entegre edilen harici bir kutudur, aracın
beynine müdahele gerektirmez.. Chip modifiye için ise beyin içerisindeki
Eprom değiştirilmeli ve yeniden programlanmalıdır.
Box modifiye'in avantajları nelerdir?
Box, kolayca monte edilebilir, gerekirse demontesi de kolaydır. Uygulama
ücreti chip modifiye'den daha ekonomiktir.
Box modifiye'in dezavantajları nelerdir?
Box, aracın beynine bağımlıdır. Tam uyum sağlayamadığı ender durumlarda
zengin karışım sonucu araç egzozdan bir miktar duman atabilir. Hassas
ayarlama, chip modifiye'e göre daha zordur.
Hangi uygulamada daha yüksek güç elde edilir?
Chip modifiye'de, Box modifiye'e göre daha hassas ve ayrıntılı programlama
yapılabildiği için Chip modifiye'de Box modifiye'e göre daha düşük yakıt
tüketimi ve daha yüksek güç sağlanabilmektedir.
Karbon Birikimi Nedir ve Nasıl Oluşur?
Karbon birikimi içten yanmalı benzinli ve dizel motorlarda bir HC bileşiği
olan yakıtın yanma odasında hava ile yakılması sonucunda meydana gelen
kurum adını verdiğimiz karbon depozitlerinin birikmesi ile zaman içinde
supap yüzeylerinde, piston yüzeylerinde, yanma odası çeperlerinde ve segmanlar
etrafında oluşur. Bu birikimler motorun hava emme kapasitesinde azalma
meydana getirir. Hava emme kapasitesi azalan bir motorun volümetrik verimi
düşer.
Karbon Birikimi Araçlarda Ne Gibi Problemler Yaratır?
* Silindir kompresyonlarının düşmesi
* Motor gücünde azalma
* Fazla yakıt tüketimi
* Egzoz emisyonlarında artış
* Bozuk rölanti
* Hızlanma kabiliyetinde azalma
* Soğuk havalarda zor çalışma
* Motorun silkeleyerek çalışması
Karbon Temizleme Nedir?
Karbon temizleme içten yanmalı 4 zamanlı benzin ve dizel motorlarda yakıt
besleme sistemleri ile supap yüzeyleri, piston yüzeyleri, yanma odası çeperlerini
motordan herhangi bir parça sökmeden temizleyen bir sistemdir.
Karbon Temizliğinin Yararları Nelerdir?
* Çok kirli motorlarda %15'e kadar sağlanan yakıt tasarrufu, ortalama
olarak %3-5 civarındadır.
* Zararlı egzoz emisyonlarının azalması, benzin motorlarında %40'ın
üzerinde, dizel motorlarda ise %75'e ulaşan değerlerde tespit edilmiştir.
Partikül emisyonlarında azalma ortalama %30'un üzerindedir.
* Motor performansı artar. Dizel motorlarda gücün genelde %10-bazı
ölçümlerde %30-artması normal sonuçtur. Benzinli motorlarda temizleme işleminden
önce görülen ilk çalıştırma zorluğu, tekleme, düşük devirde sert çalışma
ve benzeri şikayetler ortadan kalkar.
* Karbon temizleme işlemi düzenli olarak (her 25.000 km.de bir) yapıldığında
motorun ömrü uzar.
* Parça değiştirilmesine gerek kalmadan bu tür harcamalar önemli
ölçüde azalır.
* Bakım ve işçilik masrafları ve süresi azalır. Yakıt enjeksiyon
sisteminin dizel motorlarda bakımı bir günü, hatta daha fazla zamanı alabilir.
Tüm motorlarda Karbon temizleme işlemi en fazla bir saat sürer.
Karbon Temizleme Niye Etkindir?
Günümüz benzin ve dizel motorlarının kalbi yakıt püskürtme sistemidir.
Enjektörler, yakıtı çok ince bir sprey halinde ve konik biçimde püskürtürler.
Zamanla ısı, yakıt kirliliği ve kullanım sonucu sistem kirlenmektedir.
Enjektörlerin yakıt püskürtme deliklerinin 0,5 mm veya daha küçük çapta
olduğunu düşünürsek en ufak kirlenmede tıkanmaları doğaldır. Ayrıca dizel
veya benzin motorlarında yanma hücrelerinin, pistonların, valf ve yuvalarının,
kısaca yanma dolayısıyla zor şartlarda çalışan parçaların kirlenmeye açık
olduğu unutulmamalıdır. "Karbon Temizleme" işlemi yakıt sistemini
temizleyerek motoru yenilemekte, ayrıca yanma yüzeylerini yumuşak karbon
birikimlerinden arındırmaktadır.
Erken Ateşleme
Erken ateşleme, adından da anlaşılabileceği gibi, bujinin ateşleme safhasına
gelmeden önce yakıtın ateşlenmesidir ve bir çok farklı etkene dayanır.
Eski zamanlarda avans vurma terimi ilk kullanılmaya başlandığında, durum
genellikle vasat benzin kalitesine veya yüksek sıkıştırma oranına bağlı
idi. Diğer faktörler sıcak karbon tortuları veya hatalı bujilerdi. Ancak
günümüzdeki modern araçlarda, hatta modifiyeli olanlarda dahi bu durum
pek sık rastlanan bir problem değildir.
Detonasyon
Detonasyona daha çok aşırı derecede modifiye edilmiş araçlarda rastlanır.
Burada meydana gelen, yanma odasının, genellikle bujiden en uzak köşesinde,
kendiliğinden ve bujinin ateşlemesinden SONRA, patlama yaşanmasıdır. Detonasyon,
çözümünün daha zor olmasından ve motora daha fazla zarar vermesinden dolayı
çok daha ciddi bir problemdir.
Duyulan avans vurma sesi, kendiliğinden patlayan yakıtın, bujinin ateşlediği
yakıt ile buluşması esnasında oluşur. Erken ateşlemede, buluşma pistonun
üst ölü noktaya varmasından önce meydana geldiği için ve bu safhada silindir
basıncı henüz en yüksek değere çıkmadığından dolayı oluşan risk ve zarar
göreceli olarak daha azdır. Detonasyonda ise, kendiliğinden patlama bujinin
ateşlemesinden sonra gerçekleştiği için, buluşma genelde üst ölü noktada
meydana gelir. Bu safhada silindir içi basınç en yüksek değerde olduğu
için sonuç çok daha fazla zarar vericidir.
Detonasyonun sebepleri erken ateşleme ile benzer olabilir. Erken ateşlemeye
sebep olan genelde sıkıştırmanın yüksekliği iken, detonasyonda en genel
sebep yakıt karışımının fakirliğidir. Fakir karışım kendiliğinden patlamaya
daha meyilli olduğu için detonasyona yol açması kuvvetle muhtemeldir. Bundan
dolayı motorları zengin karışım ile çalıştırmak genel bir güvenlik önlemi
olarak kabul edilir.
Süperşarjlı veya turbo beslemeli araçlarda, sorun genellikle emmeye gelen
havanın sıcaklığının fazla yüksek olmasıdır. Detonasyonla birlikte sıcak
hava birleştiğinde yanma odasında ve daha da önemlisi pistonde ciddi zararlar
meydana gelir. Bu tip bir sorun sonrası motor açıldığında hafif detonasyon
için yanma odasında ve pistonun üstünde izlere rastlanabilir. Ancak genelde
sorun çok daha vahimdir. Pistonda büyük bir delik açılmasıyla pistonun
üst kısmının parçalanması ve bunun sonucunda kopan parçaların subaplara
ve silindir kapağına ciddi zararlar vermesi kaçınılmazdır.
Egzoz Manifoldları
Manifoldlar arasında 4-2-1'lerin 4-1'lere göre, performans kriterleri
açısından farklı olduğu her zaman söylenir. Ana gerçek, 4-2-1'lerin düşük
devirlerde daha iyi güç verdiği, 4-1'lerin ise buna kıyasla düşük devirde
daha az, ama yüksek devirde daha çok güç verdiğidir. Ancak en iyi performans
için hangi manifoldun uygun olduğuna karar verilmesi, sadece bu kıyaslamaya
bakarak gerçekleştirilemez. Detayları tam olarak aşağıda açıklıyoruz.
Motor içinde yakıt yandıktan ve egzoz subaplarından atıldıktan sonra bir
basınç dalgası oluşur, bu dalga enerjiye sahiptir ve silindirden, normalden
daha çabuk gaz çıkmasına katkıda bulunabilir. Performans manifoldlarının
amacı budur. Bu dalgaların doğal harmonikleri ve atımları, doğru kullanıldıklarında
performans artışı yaratabilir. Bunun için egzoz borusunun çapının ve uzunluğunun
doğru olması kritiktir.
Doğru hesapta, 4-1 manifold için 4 ayrı silindirden çıkan gazların bir
araya gelmesi, 80-86cm civarında gerçekleşmelidir. Eğer manifold 4-2-1
tipte olursa ilk ikişer boru 40-43cm civarında, sonrasındaki iki boru ise
yine 40-43cm civarında uzunluğa sahip olmalıdır. Tüm boruların birleşmesinden
sonra ilk susturucuya veya katalitik konvertöre kadar olan mesafenin de
yine 80-86cm civarında olması gerekir.
Peki neden bu uzunluklar bu kadar kritiktir? Egzoz manifoldundan çıkan
gazların atımları, ilk karşılaşmaya kadar boruda ilerler. Bir silindirden
çıkan gaz, diğer silindirden çıkan gaz ile karşılaştığı anda, geriye doğru
bir atım gerçekleşir. Eğer karşılaşma anına kadar olan uzunluklar doğru
ayarlanmış ise geri atımlar egzoz subaplarından çıkacak gaz için başarılı
bir emiş gücü sağlarlar. Eğer uzunluklar yanlış hesaplanırsa geri atımlar
olumlu bir etki yaratamayacağı, hatta artı basınç oluşturması ile gazın
silindirlerden çıkışını daha da güçleştirebileceği için motorun üreteceği
güç standardından dahi düşük hale gelebilir.
Bazılarınızın söylediğini duyar gibi oluyoruz, standart manifoldların
bu uzunluklarla hiç bir ilgisi yok, peki nasıl oluyor da standart manifoldlar
bu şekilde üretiliyorlar? Şu şekilde açıklayabiliriz. Gazın harmonikleri
ve boruların uzunlukları katları ile orantılı bir şekilde de kullanılabilirler.
80cm'yi doğru uzunluk olarak kabul edersek, 4 silindirden çıkan 4 egzoz
borusunu 160cm'sonunda birleştirirseniz de uygundur, 40cm veya 20cm sonunda
birleştirseniz de uygundur. Eğer ilk susturucu 20 ya da 40 ya da 80 ya
da 160cm sonrasına yerleştirilirse bu da problem değildir. Bundan dolayı
standart egzoz manifoldları bu hesaplar doğrultusunda üretilebilmkete ve
kötü görünmelerine rağmen işlevlerini yerine getirebilmektedirler.
Tamam, o zaman problem nerede? Sorun çoğu egzoz manifoldu üreticisinin
bu kurallara uymamasıdır. Üretim zorluğu veya kaput altındaki yer kısıtlaması
gibi sebeplerden dolayı kimi üreticiler bu hesaplamaları göz ardı edebilmektedirler.
Evet, 4-2-1 standart bir manifold düşük devirlerde yüksek güç vermelidir,
ama bu ancak manifoldun oranlarının mükemmel olması durumunda mümkündür.
Standardından daha iyisini kimsenin üretemediği egzoz manifolduna sahip
örnek bir otomobil Peugeot 205 MI16'dır. Manifoldu elbette döküm demirdir,
ancak görevini mükemmel bir şekilde yerine getirir.
Egzoz Sistemleri
Boru uzunlukları ve boyutlarıyla ilgili konu, manifold harici egzoz sistemleri
için de geçerlidir. Bundan dolayı çoğu üretici katalizörün yerine yerleştirilmesi
amacıyla manifolddan uygun miktarda uzağa takılacak bir kit de sunmaktadır.
Egzoz sistemindeki örnek olarak orta susturucuyu çıkartıp yerine düz boru
yerleştirmenin performansa bir katkısı yoktur, tabii arka susturucunuz
hesaplamalara uygun bir uzaklığa denk bir mesafede olmadığı sürece. Bu
da, arka susturucular uygun alan bulunan herhangi bir yere takıldıkları
için genelde pek mümkün değildir.
Peki katalizör iptali yapıldığında aracın performansı belirgin şekilde
artıyor, buna ne dersiniz? Evet, bu doğrudur, ancak bunun boru uzunlukları
veya harmoniklerle hiç bir ilgisi yoktur, bu sadece katalizörün kısıtlamasının
ortadan kalkması ile ilgilidir. Katalizörü iptal etmek performansı arttırabilir,
ancak katalizörü iptal edip doğru hesaplamaların ışığında katalizörün yerine
takılacak bir performans ürünü performansı muhakkak daha fazla arttırır.
Oksijen Sensörünün Görevi Nedir?
Oksijen Sensörleri, motor egzoz manifolduna monte edilmiş olup, egzoz
gazları içindeki yanmamış oksijen miktarını ölçmek için egzoz gazlarını
koklar ve ECU tarafından okunabilen bir voltaj üreterek hava-yakıt karışımının
çok fakir veya zengin olduğunu gösterir. Bu sayede, aracın her sürüş şartında
hava-yakıt karışımı sürekli olarak kontrol altında tutularak optimum performans
ve yakıt ekonomisi sağlanır.
Oksijen Sensör Arızalarının Tanımı
Aracın performansı ile bu kadar yakından ilgili olan bir parçanın arıza
tanımı nispeten kolaydır. Birçok araçta oksijen sensörü arıza lambası mevcuttur.
Aynı zamanda, sürücü fazla yakıt sarfiyatından şikayet eder. Arızalı Oksijen
Sensörü yakıt sarfiyatının %30 değerine kadar artmasına neden olur. Sürüş
konforunun azalması ve yanma kayıpları klasik Oksijen Sensör arıza belirtileridir
ki, bu arızaların hepsi araca uygun bir Oksijen Sensörü takılmak suretiyle
giderilebilir.
Sensör Arızası İle İlgili Problemler
* Araç performansının düşmesi
* Aşırı yakıt sarfiyatı
* Katalitik kövertörün aşırı ısınarak arıza yapması
Bakım ve Servis
Yeni çıkan çevre koruma yasaları araçlarda katalitik konvertör kullanılmasını
ve yılda bir kez emisyon testinden geçmelerini zorunlu hale getirmiştir.
Başarısız bir motor ve egzoz emisyon testinin en başta gelen sebeplerinden
biri arızalı Oksijen Sensörüdür. Bu nedenle Oksijen Sensörleri her 30.000
km. de bir kez kontrol edilmelidir. Aracınızda yukarıda söz edilen arızalardan
birini yaşadığınız zaman Oksijen Sensörü değiştirmekten asla kaçınmayın.
Active Body Control
Sağladığı yüksek Konfor, Sürüş Güvenliği ve kolaylıklarla ABC - Active
Body Control Sistemi
Yola tutunmanın ABC'si Yürüyen aksam üzerinde çalışan Mercedes'in mühendisleri
ABC (Active Body Control) adlı aktif süspansiyon sistemi ile bir rüyalarını
daha gerçekleştirdiler.
ABC, ilk olarak CL'de kullanılan ve son olarak da S Serisi'ne adapte edilen
yüksek teknoloji ürünü bir süspansiyon sistemi. Ayrıca ABC'de modern havalı
süspansiyonun yerini klasik helezon yaylı bir sistem almış.
İki Mercedes karşılaştırıldı:
ABC'nin işe yarayıp yaramadığını biri bu sistemle donatılmış diğeri
ise standart olarak sunulan havalı süspansiyona sahip 2 adet Mercedes
S Serisi'nin karşılaştırması ortaya çıkaracak.
Daimler Chrysler mühendisleri ABC'yi dahiyane bir buluş olarak tanımlıyor.
Firmanın ABC (Active Body Control) adını verdiği sistem aktif süspansiyon
anlamına geliyor. Mercedes bünyeında ABC üzerinde çalışan mühendisler bu
yeniliğin hak ettiği ilgiyi görmemesinden şikayetçi.Yüksek teknoloji süspansiyon
sistemi: Mercedes, güncel S serisinde kullandığı Airmatic havalı süspansiyonu
da kısa bir süre önce tanıtmıştı. Aradan bir yıl geçmeden, müşteriler ABC
isimli yeni bir sistemle tanıştılar. ABC, ilk olarak CL'de kullanılan ve
son olarak da S Serisi'ne adapte edilen yüksek teknoloji ürünü bir süspansiyon
sistemi. Aradan bir yıl gibi kısa bir süre geçmiş olmasına rağmen yeni
bir süspansiyon sisteminin seçeneklere dahil edilmesi doğal olarak müşterilerin
aklını karıştırabiliyor. Ayrıca ABC'de modern havalı süspansiyonun yerini
klasik helezon yaylı bir sistem almış.
Fiyat farkı mantıklı:
ABC otomobilin yol tutuş ve sürüş özelliklerinde inanılmaz bir iyileşme
sağladığından bu opsiyon için talep edilen fiyat farkının (Almanya'da
5 bin 742 mark) mantıklı olduğu görülüyor. ABC sayesinde sürüş konforu
ve güvenliği kriterlerinde eşit oranda yüksek bir kalite standardı elde
edilmiş. ABC ile donatılmış S Serisi sistemin verimliliğini çok açık
bir şekilde ispatlıyor. Otomobil en sert şerit değiştirme manevralarında
bile neredeyse hiç yana yatmıyor. Ancak bu özelliklere sahip otomobillerde
görülen sert süspansiyon karakteristiği yerine havalı süspansiyona sahip
model gibi konforlu bir sürüş de yakalanabilmiş.
Sistemin sürüş güvenliğine katkısı mükemmel:
Sistemin sürüş güvenliğine katkısı, Airmatic donanımlı otomobilin
zaten başarılı olan sürüş özellikleri göz önünde bulundurulduğunda mükemmele
ulaşan bir sürüş özelliğinden bahsetmek mümkün. Hava destekli Airmatic
donanımlı S Serisi, limitler zorlandığında karoserindeki sallanma hareketleri
eşliğinde yoldan çıkma eğilimi gösterirken ABC'li versiyon yolu çok daha
başarılı tutuyor ve direksiyon hareketlerine daha kesin cevap veriyor.
Gerçekleştirilen yol tutuş testlerinde aynı izlenim devam ediyor. Oval
pistte, slalom parkurunda ve yüksek süratlerde gerçekleştirilen ani şerit
değiştirme manevralarında ABC ile donatılmış olan otomobil çok daha güvenli
ve rahat bir sürüş sağlıyor. Ancak iki otomobilin de aynı bazı paylaşması
limitlerinin birbirine çok yakın olmasını sağlamış.
Sürücünün az efor sarfetmesini sağlıyor:
ABC, sürücünün daha az efor sarfetmesini sağladığından avantajlı
bir seçenek oluşturuyor. Özellikle ani şerit değiştirme manevralarında
otomobilin arkası daha az kayma eğilimi gösteriyor. Ayrıca otomobilin
daha az yana yatması sürücünün kendisini güvende hissetmesini sağlıyor.
ESP sisteminin daha az ve geç devreye giriyor olması da ABC'nin diğer
avantajları. Yan rüzgârdan etkilenme karakterinin test edildiği alanda
ABC'nin bir başraısı daha ortaya çıktı. Yandan 90 km/s ile esen rüzgârda
(otomobilin sürati 100 km/s) Airmatic sistemli otomobilin tehlikeli bir
şekilde şerit değiştirdiği gözlendi. Bunun nedeni ise, yana yatan karoserin
hava direncini artırması. Gerçekten de birçok S Serisi sahibi otomobillerinin
bu özelliğinden şikâyet ediyor.
Sağladığı yüksek konfor tartışılmaz:
Tüm bu olumlu özelliklerinin yanı sıra daha yüksek bir konfor seviyesi
sağlaması, ABC'yi daha cazip hale getiriyor. Virajlarda, süratlenme ve
frenaj sırasında karoserin sallanma eğiliminin ciddi boyutlarda azalması
karşılaştırmada konfor katsayısının artması şeklinde yorumlanıyor. Engebeli
zemin sürüşlerinde otomobilin içindekileri daha az sarsması ve sallantı
olmaması da olumlu bir etki. ABC'li versiyonda süspansiyonu bir butona
dokunarak serleştirip otomobilin virajlarda yana yatma hareketini neredeyse
sıfıra indirmek de mümkün. Ancak mühendisler sürücülerin bu güven nedeniyle
daha fazla hızlanmalarının söz konusu olmadığını iddia ediyor.
Egzantirik Milinin Derecesini Arttırmak
Motor gücünü arttırmayı sağlayan yöntemlerden biride standarttan daha
yüksek dereceli Egzantrik mili takmaktır.
Milin görevi emme ve egzost sübaplarını kontrol etmektir. En eski ve verimli
yollardan biri olan Egzantirik mili modifikasyonu sonucunda %35 e varan
güç artışı sağlanabilir.
Yüksek dereceli versiyonlar, süpapların açılma ve kapanma zamanlarını
uzun tutarak yanma odasına birim zamanda daha fazla yakıt ve hava girmesini
sağlıyor.
Dolayısıyla daha fazla yanma gerçekleşiyor. Buda daha fazla güç anlamına
geliyor. Milin üzerindeki kamların açıları ve yapışma göre tork yada güç
etkileniyor. Sivri kamil miller, süpapları erken açarak torkun artmasını
sağlarken, geniş tepeli kamlar gücü artırmak için tercih ediliyor. Yuksek
dereceli egzantrik milleri, motorun rolanti devrini de yükseltiyor. Ancan
bunu yaparken motorun rolantide dengesiz çalışmasına neden olabiliyor.
Verimli bir modifikasyon işlemi için, egzantrik milinin dışında supapların
hareketini sağlayan diger mekanik ve elektronik parçaların da geliştirilmesinde
yarar var. Örnegin süpaplar, süpap yayları, egzantrik mili kasnakları,
beyin programı, ateşleme sistemi gibi.
LIFT:
Lift, eksantrik milinin sübaplari ne kadar bastırdığını gösteren
değerdir.
DURATION:
Sübapin yatağından çıktığı zamanki derece ölçümüdür.
OVERLAP:
Giriş ve çıkış subaplarının aynı anda açık olduğu sürenin derecesidir.
Giriş eksantrik milinin açılış numarası çıkış eksantrik milinin kapanış
numarasına eklenerek hesaplanır.
POWER BAND:
Eksantriğin gücünü verimli bir şekilde verebildiği devir aralığıdır.
Dereceli Eksantrik Mili Ne Kadar Güç Verir:
Cadde otomobilleri için üretilmiş eksantrikler derecelerine ve kullanıcının
seçimine göre 10 bg ile 25 bg arasında güç üretebilecek kapasitedelerdir,
yarış otomobilleri için üretilmiş eksantrikler ise çok daha yüksek olarak
80-100 bg'lere kadar güçler üretebilmektedirler.
Turbonun görevleri nelerdir? Turbo nasıl çalışır?
Turbonun görevi daha fazla soğuk havayı motora vererek performansı
arttırmaktır. Motorda soğuk hava sıcak havadan daha yoğundur. Bu yüzden
motordan içeri giren hava ne kadar yoğun olursa içerdeki patlama o derece
şiddetli olur. Bu sayede de üretilen güç ve tork da fazlalaşır. Otomobillerin
soğuk havalarda daha iyi performans sergilemesinin sebebi budur. Turbo
ise daha fazla soğuk havayı motora vererek performansı artırır.
Turboşarj ve Süperşarj
Otomobilin performansını en üst noktaya çıkarabilmek için kullanılan
iki farklı sistem vardır. Bunlar süperşarj ve turboşarjdır.
Süperşarj
Süperşarj aslında basit bir kompresördür. Dışarıdan gelen havayı
basınçlı bir şekilde içeri püskürtecek şekilde dizayn edilmiştir. Süperşarjın
iki farklı çeşitte uygulanması mümkündür. Emme manifoltu ile throttle
body arasına veya throttle body'nin önündeki hava girişine monte edilebilir.
Eğer emme manifoltu ile throttle body arasına monte edilirse, enjeksiyon
sisteminde mekanik bir değişiklik yapmadan benzin akışının ayarlanması
mümkün olur. Bu genellikle yarış otomobillerinde de tercih edilen daha
pratik bir sistemdir. Eğer süperşarj throttle body'nin önünd monte edilirse,
gelen basınçlı havayı karşılamak için normalden daha yüksek basınçla
yakıt püskürtülmesi gerekecektir.
Çalışma sistemi
Süperşarjın içindeki kompresör çalışma gücünü yine motor kayışlarından
ve dişlilerden alır. Bu çalışma için turboşarja göre daha fazla güç gerektiren
bir sistemdir. Ayrıca sağladığı sıkışma sebebiyle motorun çabuk yıpranmasına
sebep olmaması için motor kompresyon oranı pistonların değişmesi suretiyle
düşürülmelidir.
Süperşarj daha fazla benzin tüketebilir
Aynı silindir hacminde ve aynı yanma odalarına sahip iki motordan,
süperşarj uygulanmış olan motor aynı büyüklük içinde daha fazla sıkıştırma
ile çalışacak ve daha fazla benzin yakacaktır. Buna karşılık turbo uygulamasındaki
kadar yüksek güç veremeyecektir.
Turboşarj'a göre avantajlı
Turboşarj uygulamasında, turbonun devreye girmesi için yanan gazın
geri dönmesi ve türbünü doldurması gerekmektedir. Fakat süperşarj uygulamasında
turbonun devreye girmesi için gereken zaman ve motor devri, süperşarjın
devreye girmesi için gerekmemektedir. Gaz pedalına ilk basıldığı anda
açılan süperşarj, en alt devirden itibaren gücünü gösterecektir.
Turboşarj
Turboşarj, egzoz gazı ile çalışan bir süperşarj olarak tanımlanabilir.
Gücünü süperşarj gibi kayışlardan ve dişlilerden değil, egzoz gazının
basıncından alır. Yanma odasında patlayan hava benzin karışımı, gaza
dönüşerek egzoz süpaplarından egzoz manifoltuna doğru itilir. Bu aşamada
egzoza giden gazın basıncı, yol üzerindeki turbonun pervanesini döndürür
ve bu yönlü pervane sayesinde gazın önemli bir kısmı türbüne girer.
Türbün dolar
Türbün basınçlı gazla dolduğu andan itibaren ters yöndeki kompresör
pervane de basınçla dönmeye başlar. Gazı, basınçlı bir şekilde, dışarıdan
alınan ve emme manifoltuna giren temiz havanın üzerine püskürterek motora
giren toplam hava yoğunluğunu ve basıncını normalin yaklaşık yüzde 50
daha üstüne çıkarır. Bu da içeri giren havanın benzinle birlikte ateşlendiğinde
çok daha şiddetli bir patlama gerçekleştirmesini sağlar.
Motor patlayabilir
Süperşarjda olduğu gibi, turboda da motor kompresyon oranı atmosferik
motorlara göre daha düşük tutulmalıdır. Aksi takdirde yüksek basınçtan
dolayı motor çabuk yıpranacak ve hatta çok zorlandığı durumlarda motorun
patlama riski ortaya çıkacaktır. Turbo uygulaması, motorun pistonları
ve gerekiyorsa diğer aksamının da uygun şekilde değiştirilmesi suretiyle
yapılmalıdır. Gücün yüzde 50'lere varan artışına dayanma ihtimali zayıf
olan şanzıman ve aktarma sisteminin de değiştirilmesi gerekebilir.
Kullanımdan sonra soğutulması şart
Turbo motorlar kullanılırken dikkat edilmesi gereken bir başka husus
ise otomobili yüksek devirlerde kullandıktan sonra motor stop edilmeden
önce kısa bir müddet de olsa rölantide çalıştırılarak, türbünün boşalması
ve soğumasına izin verilmesidir. Aksi takdirde gazın sirkülasyonu esnasında
türbün boşalmadan bir miktar gaz içerde hapsolacak ve zaman içinde turboyu
ciddi şekilde yıpratacaktır. Turbo uygulamasının motorda çok daha fazla
yük ve yüksek ısılara yol açacağı ve bunun için intercooler uygulamaları
veya diğer soğutma yöntemleri gerektiği unutulmamalıdır.
Fabrika çıkışı otomobillerde kullanılıyor
Turbo uygulaması özellikle ülkemizdeki otomobil modellerinde süperşarjdan
daha yaygındır. Bu uygulamanın bir çok zaman Avrupalı standart otomobillerde
fabrika çıkışı uygulandığı da görülmektedir. Örnek olarak VW'nin 1.8
litre hacimli 125 beygir güç üretebilen motoruna uygulanan çok küçük
türbünlü bir turbo ile 1.8T motorunu yarattığı ve 150 beygir güç ürettiği
bilinmektedir.
Elektronik Stabilite Programı ESP Nedir? Nasıl Çalışır?
Çoğumuz, ESP'nin adını ilk defa Mercedes A sınıfı otomobillerin takla
atma hatasından sonra duyduk. Otomobil dergilerinin yaptığı slalom testlerinde,
aracın ani manevralarda takla atmasının ardından, Mercedes, bütün A sınıfı
otomobillere bu sistemi takarak soruna çözüm getirdi.
ESP'nin çalışma prensibi aslında çok basit. 4 teker de birbirinden bağımsız
gaz verebilme ve fren yapabilme yeteneğine sahip.Tabii ki biz bunu 4 tane
gaz ve 4 tane fren pedalıyla yapmıyoruz. Ani manevralarda aracın fiziksel
dengesinin bozulması sonucunda tekerlerden biri ya da birkaçı kayma eğiliminde
bulunup araba savrulmaya başladığı anda, ESP sistemi devreye giriyor ve
arabanın kaydığı yöne, doğrultuya bağlı olarak ilgili tekerleğe gaz veya
fren uyguluyor. Peki bu sistem aracın kaydığını nasıl algılıyor? Birazdan
aşağıdaki şekilde de göreceğiniz gibi, ESP sistemine bağlı çeşitli sistemler,
algılayıcılar var. Bunlardan benim size olayı açıklamakta kullanacaklarım, "Tekerlek
Hızı Algılayıcısı", "Yanal Hız Algılayıcısı", "Direksiyon
Açısı Algılayıcısı" ve "Fren Basıncı Algılayıcısı". Şimdi
arabamızın arkasının kaymaya başladığını farzedelim, bakalım ESP bunu nasıl
anlayacak.
Öncelikle arabanın arkası savrulunca Yanal Hız Algılayıcısı arabanın yanal
yönde bir dengesizlik gösterdiğini, yani savrulduğunu çok basit bir şekilde
algılayacaktır. Ayrıca Tekerlek Hızı Algılayıcıları arka tekerleklerin
kaymaya başladıkları zaman dönüş hızlarının ön tekerleklere göre daha az
olduğunu görecek, benzer bir şekilde Fren Basıncı Algılayıcısı da arka
tekerleklere, öne nazaran daha az fren basıncı uygulandığını farkederek,
aynı şekilde arka tutuşun kaybolduğunu anlayabilecektir. Son olarak Direksiyon
Açısı Algılayıcısı'nın da nasıl çalıştığını anlatmamız gerekirse, arabanın
kafadan kaydığını düşünmek yeterli olacaktır. Hızlı bir virajda, siz direksiyonu
çeviriyorsunuz, ama aşırı hızlı gittiğiniz için, arabanın ön tarafı dönmüyor.
(Bu olay önden çekişli arabalarda, viraj içinde gaza basıldığında, rahatlıkla
anlaşılabilir).
İşte bu durumda, siz direksiyonu çevirdiğinize rağmen Yanal Hız Algılayıcısı
bir dönme hareketi hissedemeyeceği için, arabanın kafadan kaydığını, yani
ön tekerleklerin tutuşunu kaybettiğini ESP sistemi algılar. Bütün bu bilgilerden
sonra ESP sisteminin şekildeki örnekte nasıl işlediğini açıklayabiliriz.
1)ABS Kontrol Ünitesi
2)Tekerlek Hızı Algılayıcısı
3)Direksiyon Açısı Algılayıcısı
4)Yanal Hız Algılayıcısı
5)Motor Kontrol Ünitesi
6)Otomatik Gaz Subapı/Enjeksiyon Pompası
7)Fren Basıncı Algılayıcısı Traktör frenlerini
bilenler varsa bu konuyu rahatlıkla anlayabilirler.
Traktörlerde arka tekerlere kumanda eden iki tane fren pedalı vardır.
Tarla sürerken bir uçtan öbür uca vardığınızda bu pedallardan sadece bir
tanesine basarak traktörü olduğu yerde geri döndürebilirsiniz.
Mesela sadece sağ fren pedalına basarsanız, traktörün sağ arka tekeri
fren yapar ve traktör kendi çevresinde sağa doğru dönmeye başlar. İşte
ESP de bu traktör frenlerinden esinlenerek yapılmış diyebiliriz ) Yani
sadece gelişmiş ve elektronik bir traktör freni o kadar. Tek bir artı yönü
var, hayatınızı kurtarabiliyor, ya da arabanızda oluşabilecek bilmem kaç
milyarlık hasarları...
Sonuçta öyle ya da böyle, ESP son derece faydalı, arabanın kaymasını neredeyse
imkansız hale getiren bir sistem.
Kilitli Diferansiyel Nedir? Nasıl Çalışır?
Klasik diferansiyeller bir terazi gibi çalışırlar. İki tekerlek aksını
döndürmek için en az üç tane dişli gerekir. Her iki aksın eşit dönmesini
sağlayan ve diferansiyel tamburasının içinde yer alan ayna mahruti dişlisi
ise, diğer diferansiyelin motordan kontrollü çalışan tek parçasıdır.
Otomobil yolda düz olarak giderken, tekerleklerden herhangibirine daha
fazla ağırlık binmediği için, diferansiyel karpuzunun ortasındaki dişliler
tekerleklerle birlikte kendiliklerinden dönerler.ncak otomobil viraja girerken,
bu dişliler devreye girerek otomobilin virajın dışındaki hızlı, virajın
içindeki daha yavaş dönen itici tekerleklerinin dönüş oranlarının 1:1 olmasını
sağlarlar.
Yukarıda sözünü ettiğimiz normal bir diferansiyelin çalışma esaslarına
ek olarak kilitli diferansiyellerde değişik birkaç sistem vardır. Bunlardan
birincisinde, küçük sürtünme pulları diferansiyelin ortasındaki her iki
tekerleğin eşit olarak dönmesini sağlayan ve denge dişlileri olarak tarif
edilebilecek olan dişlilerin dönmelerini engellerler. Bu engelleme otomobil
yeniden düz bir şekilde gitmeye başlayıncaya kadar devam eder.
Bir başka tür de aksların ve dişlilerin karpuzun içine tam olarak girmediği
diferansiyellerdeki kilit türüdür.Burada sözü edilen kısımlar yatık olarak
yerleştirilmiş baskı halkalarıyla diferansiyele tutturulmuşlardır. Tekerleklerin
dönüş hızı arttığında yani otomobil patinaj yapmaya başladığında devreye
giren bu sistem, halkaların fren levhalarını sıkıca bastırmasıyla çalışır
ve otomobilin tekerleklerindeki dönüş momenti 1:1 olana kadar tutar.Bu
sistemin adı dönüş momentli diferansiyel kilididir.
Şekilde görülen diferansiyel tipinde ise birbirine ters yönlerde yerleştirilmiş
düz dişli çarklar, otomobil patinaj yapmaya başladığı zaman, birbirileriyle
ters yönde hareket ederek, dönüş momenti 1:1 olana kadar kilitli kalırlar.
Basit bir mantıkla kurulmuş olan bu sistem de gelişmiş pek çok otomobilde
kullanılmaktadır. 4x4 araçlardada bu sistemlere ek olarak manuel ve otomatik
olarak devreye sokulan kilitler de mevcutur.
Turbo dump
Araçlarının yüksek basınçlı turbo beslemeli motorlar gibi ses vermesini
isteyen bir çok kişiden dump / blow off valve'ler ile ilgili talep alıyoruz.
Herşeyden önce, bu valvelerin sadece turbo beslemeli araçlara takılabildiğini,
atmorisferik araçlara takılamayacağını, süperşarj'lı araçlara takılmasının
da yanlış olduğunu belirtmek istiyoruz. Tüm standart turbo beslemeli araçlarda,
wastegate adı verilen, fazla turbo basıncını dışarı atacak bir sistem mevcuttur.
Bu sistem, aşırı basınçtan dolayı motorun patlamasını önleyen bir sistemdir.
Wastegate, turbonun dönüş hızını azaltmak amacıyla egzoz gazının fazlasını,
turboya girmeden dışarı atar. Bu sayede turbonun aşırı dönmesi ve dolayısıyla
aşırı basınç yaratması önlenmiş olur. Bu tip bir sistemde blow off valve
sesi duyulmaz.
Blow off valve sesinin duyulduğu durum, her ne sebepten olursa olsun,
turbo basıncının, motorun ihtiyaç duyacağından fazla bir oranda yükselmesi
sonucu turbonun yarattığı basınçlı havanın fazlasının atmosfere salınmasıdır.
Eminiz ki bir çok kişi bu sistemi, motoru korumasından ziyade, yaratacağı
sesten dolayı kullanmakta, ve yanlış ayarlama sonucu güç kaybetmektedir.
Eğer motorunuz standart olarak turbo beslemeli ise aşırı beslemenin yarattığı
basıncı kontrol etmek wastegate'in görevidir; ve dump valve'in olması gerektiği
gibi çalışmasını sağlamak için çalışma aralığını normal basınç seviyelerinde
tutmak gerekir. Aksi durumda yanlış ayarlamada sistem yüke bindiğinde besleme
basıncında kayıp olabileceğinden dolayı güç düşüşü görülebilir.
Süperşarjlı motorlarda, sistem mekanik olarak çalıştığı için süperşarjın
yarattığı basınç oldukça doğru orantılı bir şekilde yükselir ve yaratılan
basıncın dışarı salınması asla istenen bir durum değildir. Mutlaka ses
isteyenler için, evet aşırı büyük bir süperşarj takabilir ve üretilen basınç
motorunuzun ihtiyaç duyacağından fazla olacağı için fazlasını atmosfere
salarak ses alabilirsiniz, ancak bu pahalı bir yöntemdir. Bunun mantıklı
olabileceği tek durum düşük devirlerde çok yüksek basınç istemek, yüksek
devirlerde ihtiyaç duyulan basıncın azaltılması olabilir, bu durumda bir
dump valve aracılığı ile yüksek devirlerdeki basınç düşürülebilir ve ses
de alınabilir. Ancak bu sistemin de düşük devirlerde yaratacağı aşırı torktan
dolayı kalkışlarda fazla patinaja kalma ve aktarma organlarına aşırı yük
binmesi istenmeyen durumlara yol açabilir.
ABS (Anti Bloke Brake System) Kilitleme Önleyici Sistemi
Kilitleme önleyici sistemin görevi, kuvvetli frenleme sırasında tekerleklerin
kilitlenmesini önlemektir. Yani tekerlekler kaymaya başlamaksızın kilitleme
sınırına kadar frenlenmelidir. Bu husus otomobilin tüm özelliklerinde (kuru,
buz kayganlığı) sağlanmalıdır
ABS fren sisteminin fonksiyonu her türlü frenleme koşulu altında aracın;
stabilitesini,
direksiyon hakimiyetini,
optimum şekilde frenlenmesini sağlamaktır.
Optimum şekilde frenlemenin anlamı, maksimum yol tutuşunu elde ederek
frenleme mesafesini optimize etmektir.
Acil durumlarda fren yapmak gerektiğinde, sürücü;
önüne çıkan bir engelden kaçabilmeli,
virajlarda hakimiyeti kaybetmemeli,
tekerleklerin yol tutuş seviyeleri farklı olsa bile direksiyon hakimiyetini
kaybetmemelidir.
Fren mesafesinin azaltılmasının yanı sıra, ABS fren sisteminin en önemli
avantajı, acil frenlemeler esnasında direksiyon hakimiyetinin kaybedilmemesidir.
Aşırı hızın neden olduğu tehlikeler, hiçbir ABS fren sistemi tarafından
telafi edilemez.
Sistemin Ana Parçaları
Devir Sayıcı Verici:
Devir sayıcı vericileri tekerleklerin dönme hızlarını ölçerler. Tekerleklerle
beraber dönen disklerin dişleri sabit konumlu endüksiyon hissedicilerle
alternatif gerilim üretirler. Bu alternatif gerilimler ise sinyal şeklinde
elektronik kumanda cihazlarına iletilirler.
Devir sensörleri;
sürüş hızını, tekerleklerin hızlanmasını, yavaşlamasını ve kaymasını
ölçer.
Sensörlerin çalışması özetle şu şekildedir:
Manyetik akış çizgileri, tekerlek ile birlikte dönen bir sinyal dişlisinin
sensöre bakan dişlerine doğru yaklaşırlar. Dişin varlığına veya yokluğuna
bağlı olarak, katı bir yüzeyden boşluğa geçilmesi manyetik akışta değişikliğe
sebep olur. Bu değişiklik; sensör terminallerinde bir elektromotor kuvveti
ve sonuç olarak da elektronik kontrol ünitesi için bir alternatif elektrik
sinyali oluşturmaya yeterlidir.
Sensörün dahili elemanları (bobin ve daimi mıknatıs) tamamen koruyucu
reçine içine yerleştirilmiş olup, plastik bir muhafaza ile çevrelenmişlerdir.
Sensör muhafazasına monte edilen bir burç muhafazayı deformasyona maruz
kalmadan bağlar. Sinyallerin doğru olarak elde edilebilmesi için sensörün
ucu ile dişli arasındaki mesafe araç kataloğundaki değerlerde olmalıdır.
Elektronik Kumanda Cihazı
Elektronik kumanda cihazı, devir sayısı hissedicilerden sinyalleri
alır değerlendirir ve tekerlek fren silindirindeki optimum frenleme için
gerekli olan hidrolik basıncı hesaplanır. Kumanda cihazı hesaplanan değeri
hidrolik üniteye aktarır.
Hidrolik Ünite:
Hidrolik ünite manyetik supabı ve iletme pompası elektronik kumanda
cihazı tarafından devreye sokulur. Böylece fren basıncı ihtiyaca göre
tutulur, yükselir, azalır.
Sistemin Çalışması
Bir tekerleğin kilitleme tehlikesi doğar doğmaz bu tekerleğin devir
sayısı düşer. Bunun için elektronik kumanda cihazı hidrolik üniteye ‘Fren
hidroliğini çek’ komutunu verir. Bunun üzerine geri iletme pompası fren
hidroliğini tekerlek frenleme silindirinden çekerek basınç tutucu üzerinden
fren merkez pompası devresine iletir. Fren basıncının ortadan kaldırılması,
tekerleğin kilitleme tehlikesini önler. Aynı anda tekerlek tekrar hızlanır.
Elektronik kumanda cihazı tekerleğin yeniden kuvvetli bir şekilde frenlenebileceğini
tekrar belirler ve hidrolik üniteye ‘fren hidroliğini gönder’ komutunu
verir. Böylece manyetik supap üzerinden basınç tekrar yükselir. Ayarlama
(düzenleme) süresi yeniden başlar.Sistemin çalışmasını daha iyi anlayabilmek
için kademe kademe incelemek daha iyi olacaktır. ABS fren sistemleri
prensipte aynı olmakla beraber pratikte bazı teknik farklılıklar bulanmaktadır.
Geleceğin Frenleri
Modern teknolojiler sayesinde günümüzde otomobiller kullanıcılarına
daha hızlı, daha emniyetli ve daha rahat bir sürüş imkanı sağlıyor. Bu
da fren sistemlerinin, aracın en önemli emniyet parçalarından biri olması
nedeniyle sürekli iyileştirilmesi ve aracın yüksek teknolojiye erişmiş
diğer sistemleriyle aynı teknolojide hizmet vermesini gerektiriyor.
ABS, ASR ve FDR sistemleri arasındaki farklar nelerdir?
Anti-Blokaj Sistemleri (ABS)
1978 yılında ABS sistemleri Bosch tarafından ilk üretici olarak araçlarda
kulanıldı. Günümüzde trafik güvenliği açısından önemli katkılar içermekte
ve kritik fren anlarında aracın direksiyon ve sürüş güvenliğini sağlamaktadır.
Anti-Patinaj Sistemleri (ASR)
1987 yılında Bosch ilk üretici olarak ABS sisteminin daha gelişmişi
olan ASR sistemini piyasaya sürmüştür. ASR sistemi ilk kalkışta ve hızlanmada,
tahrik tekerleklerinin aşırı dönmesini engelleyerek, aracın güvenli hareketini
sağlar. Bu sistemin diğer kısaltılmış adı ingilizce anlamından dolayı
ETC (Electronic Traction Control) olarak da bilinir.
Araç Dinamik Kontrolü (FDR)
Her türlü sürüş anında güvenliği sağlamak üzere Bosch 1995 yılında
FDR sistemini aktif sürüş emniyetini sağlamak üzere üretime almıştır.
Özellikle virajlarda ve ani yol değişikliklerinde FDR sistemi, yıldırım
hızı ile motor, şanzıman ve frene müdahale ederek aracın savrulmasını
önler. Bu sistemin diğer kısaltılmış adı ingilizce anlamından dolayı
DC (Vehicle Dynamic Control) olarak da bilinir.
FDR sisteminin can noktası olan "devir sensörü" havacılıktan
alınmış ve Bosch tarafından otomobiller için modernize edilmiştir. Son
yıllarda Bosch bu üç farklı sistemi bir ünitede topladı, bu yeni sistemi
ESP (Elektronik Stabilite Sistemi) olarak adlandırdı. Bu sistem sayesinde
sürüş güvenliği daha da artırıldı. Bu sistemin diğer bir avantajı da düşük
maliyeti nedeniyle, sadece yüksek sınıf otomobillerde değil bundan böyle
orta sınıf araçlarda da standart olarak bulunacak olması.
ASR
Anti Patinaj Sistemi (ASR) Nedir? Ne İşe Yarar?
Gaza fazla yüklenmelerde araç patinaj yaptığı zaman araba normal hızlanabileceğinden
daha yavaş bir şekilde hızlanır. Özellikle çok hızlı bir şekilde kalkmanız
gerekirken (mesela bir yoldan karşıya geçeceksiniz, trafik yoğun, bir aralık
buldunuz hemen gaza basıp geçmek istiyorsunuz) eğer gaza, panik yapıp da,
fazla basarsanız, araç patinaj yapar, ve araç olduğu yerde duruken tekerlekler
de fırıl fırıl döner. Bu sistem genelde güçlü motoru olan arabalarda ve
özellikle arkadan itişlilerde kullanılır..
Sistemin Çalışma Mantığı:
Varsayıyoruz ki gazı köklediniz ve araç patinaj yapmaya başladı.
İşte bu anda aşağıdaki şekildeki 2 numaralı sistem aracın ön tekerlerinin
arka tekerlerinden daha hızlı döndüğünü anlar ve hemen 4 numaralı fren
basıncı algılayıcısını ve 5 numaralı ABS kontrol ünitesini uyarır. Bu
üniteler de (siz hala gaza basmaya devam etmekte ısrar ediyorsanız),
patinaj yapan tekere fren uygularlar ve patinaj kesilesiye kadar bu işlemi
sürdürürler. Bu 1.yöntemdi...
Diğer yöntem ise patinaj yapan tekere fren uygulamak yerine, gazı kesmektir.
Teker patinaja başladığı anda 3 numaralı 'motor kontrol ünitesi', 6 numaralı
enjeksiyon pompası ünitesini uyararak gezı kesmesini söyler, o da gazı
gerektiği kadar keser ve patinaj önlenir. İşte sistem böyle çalışıyor,
ama bu sistem performanslı kalkışları düşündüğünüzde avantajdan çok dezavantaj
getirir. Yani bu sistemle gazı kökleyip de kalkarsanız, normal şekilde
kendinizin patinaj yaptırmadan kalktığınızdan daha yavaş kalkarsınız.
Bunun için otomobil dergilerindeki 0-100 testlerinde pilotlar, bu sistemi
devreden çıkartırlar. Zaten bu iş arabanın içindeki bir düğmeyle önceden
belirttiğimiz gibi yapılabilmektedir. Yani karar size kalmış. ASR en çok
karlı, buzlu bölgelerde, ya da çamurlu dağ yollarında iş görür. 4X4 jiplerin
de çoğunda da, her zaman 'yağmur demem, çamur demem' mantığı işlemeyeceğinden
dolayı, bu sistem bulunur.
|